Şiddet Üzerine

Bir insan hayatı boyunca şiddetin türlü türlüsüne maruz kalır. Şiddeti algılayışınız kadardır şiddetin boyutu. Maruz kalıyor fakat fark etmiyorsanız şiddetin bitiminde acı bir inleme ile uyanırsınız. Basiretiniz bağlanmıştır, kafayı yediğiniz söyleniyordur size, kurduğunuz… Hastalanırsınız, gitgide başka birine dönüşürsünüz. Sonra hop, öyle bir anda titreyerek kendinize gelirsiniz, masaya yumruğunuzu vurursunuz. O günden sonra da bir daha asla eskisi gibi olmazsınız. (True story)

Sosyal medya sağ olsun, şiddet artık kolay kolay sessizlik çukurunun dibini boylamıyor. Yine sosyal medya sağ olsun -şiddetin belki ileriki zamanlarda adı konulacak başka bir türü- “ben de yapıyorum ama yapanı kınayan paylaşımlar yaparak kendimi maskeleyebilirim” durumuyla yüzleşiyoruz. Yani adam kadına şiddete karşı paylaşım yapıyor, imza veriyor ama partnerine şiddet uyguluyor, kadın paylaşımı görüyor, şok. Sosyal medya kendisini maskeleyenlerle dolu. Sosyal medya hayvansever, şiirseverlerle dolu. Peki bu kadar şiddeti kim uyguluyor?

Şimdi sosyal medya ikiyüzlülüğünü azıcık kenara park ederek şiddeti konuşmaya devam etmek istiyorum.

Efendim malumunuz geçenlerde bir açılışta fotoğraf çekimi için “sembolik bayan milletvekilleri” çağırıldı. Okumuş, seçimlere girmiş, kazanmış, özel hayatını bile bu uğurda ikinci plana atmış, bin tane hayali olan bir kadın milletvekili için bu söz şiddet değil de nedir? Başta da söylediğim gibi şiddetin gücü, algıladığınız kadar. Gülerek o fotoğrafa katılan kadınlar şiddetin ne kadarını algıladı?

Size ne yapıp ne yapmayacağınızı, nasıl giyinip giyinmeyeceğinizi, kimlerle konuşup konuşmayacağınızı, nereye gidip gitmeyeceğinizi söyleyenlerin yaptıklarına şiddet demek için bir yerinizin morarmasına gerek yok, özgürlüğünüze vurulan darbe yeterli.

Sizi hep suçlu hissettiren, aşağılayan, haklı olduğunuz bir konunun sonunda bile bir şekilde size sizi sorgulatan psikolojinizin ve özgüveninizin tam kalbine kurşunu sıkıyor, hissetmiyor musunuz?

Bir restoranın ortasında, boğazınızda bıçak darbesi, karşınızda kızınız, “ölmek istemiyorum” derken yardımınıza koşmayan halk, sevgilinizle sokakta öpüştüğünüz için sizi linç ediyorsa bu ikiyüzlülük şiddetini nasıl konuşmayalım? Nasıl konuşmayalım şimdi şort giyene atılan tekmenin altındaki sapkınlık ile şortlu kızlara bakarken ağzının salyalarını silenin sapkınlığının aslında apaynı olduğunu. Porno sitelerinde dolaşırken orada gördüğü kızı kendi kızına benzettiği için kızını öldürenin tezatlığını konuşmayalım mı?

“Nefes alamıyorum” cümlesi nefesimizi daraltırken bir insanın ölmesi gerektiğine -üstelik kendisinin seçmediği- derisinin rengine, mensubu olduğu millete, inancına, görüşüne, maddi durumuna, cinsel tercihine göre nasıl karar verebilirsiniz? Düşünsenize.

Hayvan dostlarımıza, ağaçlara, denizlere, tarihi eserlere yapılan şiddeti de konuşmak, kabul edilmezliğini vurgulamak istiyorum. Doğada her şey birbirine bağlı; bir ağacı kesmek, bindiğin dalı kesmektir, bir denizi kirletmek, damarlarında dolaşan kanı kirletmektir. Cezası burada kesilen bir günahtır, beklediğiniz öbür dünyalarsa yaşadığınız cehennemin hala farkına varmamışsınız demektir.

Azınlığın, ötekileştirilenin ve savunmasız olanın gördüğü şiddete karşı sesimizin daha gür çıkması gerektiği konusunda hemfikirim fakat şiddeti kimlikleştirmekten yana değilim. “Yaratıcı Havva’yı Adem’in kaburga kemiğinden yarattı” düşüncesine karşıt olarak “Öyleyse kadın, erkeğin bir üst modeli” varsayımı her ne kadar zekice ve komik olsa da kadın ve erkek eşitliğinden yana, hatta LGBT+ bireyleri de düşünerek yalnızca “insan” olabilme, zulme karşı insanca olanı savunma gayretindeyim.

İşini iyi yapmayan insanların uyguladıkları şiddete karşıyım, fiziksel ya da maddeten gücü kendinde bulduğu için zayıfın üstünde her hakkı kendinde gören, kendinden farklısını kabul etmeyen herkesin karşısındayım. Şiddetin kendisine karşı çıkarken adil olan da budur.

En masum görünen bizler bile gün içerisinde kaç kere şiddet uyguluyoruz kimbilir. Benim yaptıktan ve söyledikten 10 saniye sonra bile pişman olduğum o kadar çok şey var ki. Yargılıyoruz, öfkeleniyoruz, aşağılıyoruz, bağırıyoruz, yakasına yapışıyoruz, kapıları çarpıyoruz… Daniel Goleman “Duygusal Zeka” adlı kitabında bu konu hakkında şöyle söylüyor: “Haberler her gün nezaket ve güven duygusunun yok olup git­tiği, cinnete dönüşen alçakça eğilimlerin saldırganlıkla sonuçlandı­ğı olaylarla dolu. Ancak bu haberler bize yalnızca, kendimi­zin ve çevremizdeki kişilerin duygular üzerindeki denetimini yavaş yavaş kaybettiğini hatırlatıyor. Kimse bu rasgele taşkınlık ve piş­manlık dalgasından yalıtılmış değil; şu veya bu şekilde bu durum hepimizin hayatında bir yerlere uzanıyor.

Hepimizin içinde salınıp durduğu bu dalgada yine çözümün hareketlerimizin ardındaki duyguları tespit etmek ve düşüncelerimizi kontrol altına almak olduğunu söylüyor Goleman. Topyekün değişiklik için bireysel değişikliğe gönüllü olmamız gerekiyor. Çivisini çıkardığımız bu dünyayı tamir etmek de yine bize düşüyor.

Yazının burası biraz günah çıkarma. Hayatımda büyük kararları hep yağmurlu günlerde aldım. Yağmurlu bir günde “hayır” dedim, yağmurlu bir günde masaya yumruğumu vurup şiddeti sonlandırdım, yağmurlu bir günde “bundan sonra kimsenin seni üzmesine izin vermeyeceksin” diye söz verdim kendime. Bu güneşli günler göreceğimiz güzel günlerin habercisi olsun. Öyleyse ben bugün yeni aldığım kararlarla değişimi başlatayım, siz de arkamdan gelin.

Bazen insanların içinden söyledikleri şeyleri ben dışımdan söylediğim için, aslında yapmak istedikleri ama yapamadıkları şeyleri yaptığım için tuhaf karşılandım. Onlar beni tuhaf karşıladıkları için ben de kendimi defalarca suçladım, kendime kızdım yani kendi kendime şiddet uyguladım. Yarattığım huzursuzluk için özür dilerim ama en çok yüklendiğim kişi olan kendimden de özür dilerim.

Yargıladığım için özür dilerim. Yargılamalarına izin verdiğim için özür dilerim.

Öfkelendiğim için özür dilerim. Öfkelendirmelerine izin verdiğim için özür dilerim.

Kınadığım için özür dilerim. Kınamalarına izin verdiğim için özür dilerim.

Kendimi ve sizi affettim.

Sevgi ile. 🌸

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz