She Said “No”

“Hayır” demek bir marifet mi? Yanlış yerde söylenen “Evet”ler hayatımıza öyle pencereler açtı ki omuzlarımıza bıraktığı yorgunluk hissiyatını kucaklayıp öptük. Çok yerinde “Hayır”larımız da oldu bu hayatta. Öyle güzellerdi ki özgürlük bir rüzgar gibi yalayıp geçti saçlarımızı. Bizi yersiz evetlerimiz ve cuk etkisi yaratan hayırlarımız büyüttü.

Uzun zaman oldu yazmayalı. Bu yazıyı Bodrum’dan yola çıkmış, İzmir’de duraklamış ve İstanbul’a ulaşmaya çalışan bir aracın ters giden koltuğunda yazıyorum. İçi karanlık araçtan gökyüzüne bakıyorum. Skyview’i açıp Jüpiter ve Satürn’ün Ay’a ne kadar yaklaşmış olduğunu gözlemliyorum.

Yoğun, stresli, yorucu geçen bir yılı çok güzel geçen bir Eylül tatili ile sonuçlandırdım. Çoğu zaman farklı bir yerden eve dönerken kendisiyle ilgili yeni bir şey daha keşfetmiş, küçük de olsa bir şeyleri değiştirmiş, kararlar almış olarak dönüyorum. Bu seferki aksiyonum çoktandır üzerine düşündüğüm bir konu hakkında ne kadar kararlı olduğumu görmek oldu.

Aslında “hayır” demek ile sorunu olan bir insan olduğumu düşünmüyordum. Lakin son zamanlarda dişlerimin arasından belli belirsiz çıkan evetlerin neticesinde ansızın bir bakmışım absürt durumlar, absürt insanlar, baş ağrısı, mide ağrıları, stres, yorgunluk içinde kalakalmışım. En son eve doğru yürürken “Ne oldu ya öyle az önce” derken bulduğumda kendimi, kimseyi suçlamamam gerektiğini anladım.

Bir süredir istemediğim telefonu açmıyorum, cevaplamak istemediğim mesajı öylece bırakıyorum, “yapamam, gelemem, gidemem, istemiyorum” diyorum. Bana bir rahatlama geldi ki sormayın!

Yapmamaya başladıkça fark ettim ki, birçok şeyi sırf insanlar kırılmasın, bana karşı bakış açıları, sevgileri değişmesin diye yapıyorum. Fakat ne derler bilirsiniz “Make it my bitch, can’t be everyone’s favorite girl” 😏

Bir şeylere “evet” dediğim için başıma binbir türlü olay gelse de şunu da söylemeliyim ki bu “hayır deme” işini de abartmamak lazım. O sırada gerçekten size ihtiyacı olan birini sırf sizin canınız istemiyor diye reddetmek hassas ilişkilere zarar verecek, onarılması güç yıkıntılar içinde bırakacaktır.

Bir de bazen o an istemeseniz bile içine dalmanız gereken anlar vardır, korkmayınız, dalınız. Satürn “Canım istemiyor, Ay’a yaklaşmayacağım” diyemez, yaklaşması gerekir. Gökyüzü hizalanır, yeryüzü bundan etkilenir, olacak her şey olması gerektiği hali alır. İşte bazen de insanın basireti bağlanır, evet der. Günlerce belki yıllarca pişmanlığını yaşar ta ki o küçük evetin ona getirdiği büyük mucizeleri fark edene kadar.

Belki o sıralarda da biri, zamanında “hayır” dediği için vicdan azabı çektiği bir şeye bugün binlerce kez “iyi ki!” der.

Leyla Hanım ve Fadıl Bey

Bu süreçte bir haber aldım. Üniversite sınavına hazırlanırken gittiğim dershanede bir kimya öğretmenim vardı: Fadıl Hoca. Tam bir İstanbul beyefendisiydi ve Türkçe-Matematik öğrencisi olmama rağmen ondan ders alırdım. Sevgili eşi Leyla Hanım ise İstanbul hanımefendisiydi. Fadıl Hoca birkaç sene önce vefat ettiğinde Leyla Hanım’ın onun hakkındaki paylaşımlarını hem üzüntü hem de imrenme duygusuyla okurdum. Eşini çok özlediğini her fırsatta dile getiren Leyla Hanım da geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrıldı. Şu paylaşımını kaydetmişim telefon hafızama ve kalbime:

Leyla Hanım’ın eşi Fadıl Bey’in doğum gününde yaptığı bir paylaşım.

İkisi de şimdi aynı bu fotoğraftaki gibi el ele, diz dize, aşkla, ışıklar içinde uyuyorlar. Leyla Hanım’ın vefatını duyduğumda bu fotoğrafa bakarak kendi kendime söz verdim, bir gün böylesini yaşayacaksam “Evet” diyeceğim.

Aşk ile.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz