
Dünya sözün kendisine geçmesiyle beraber tetiğe bastı ve büyük bir soğukkanlılıkla yeni dönemi başlattı. Değişim artık kaçınılmaz. Bu saatten sonra yapılacak şey değişimin gücüne inanıp ona ayak uydurmak.
Peki bu süreçte neler öğrendik?
Bir kere herkes -olabildiğince- eşitlendi. En azından bugün herkesin ortak bir endişesi var; Sağlığı.
Herkes bir şeylerin kıymetini daha iyi anladı. Bazı şeyler olmazsa diğer şeylerin ne kadar önemsiz olacağını mesela.
Günlük hayat telaşında kaçırdığı detayları yakaladı. Şikayetçi olduklarının bile aslında ne kadar kıymetli olduğunu…
Dönüp kendisine bir baktı. Dört duvardan ötesine kaçamadı. İllaki dinlemek zorunda kaldı içindekileri. Duydukları ile yüzleşti. Şimdi kimileri depresyonda, olsun, bu da geçecekti.
Herkes yeni alışkanlıklar edindi. Kadın- Erkek rolleri arasında fark makası daraldı. Koskoca ülkelerin imajı değişti bir kere!
Online hayata ister hazır olalım ister olmayalım, yeni doğan bebeklerin denize atıldıkları şu kültürdeki gibi, düşüverdik ortasına. Sınırları kaldırdık, artık bir tıkla yakınız.
Zor ama içinde küçük, şirin fırsatlar barındıran bir dönem bu. Sizler nasıl değerlendiriyorsunuz bu dönemi?
Ben kendiminkilerden başlayarak naçizane tavsiyelerde bulunmak isterim.
Oturduğu yerde 15 dk kalamayan, evde vakit geçirmeyi seven ama 2. günün sonunda dünyadaki varlığını sorgulamaya başlayan biri olarak süreç benim için de çok kolay geçmiyor. Fakat oturup kurmaktansa harekete geçen taraftayım ben.
Öğren

Bir kere, bir İnsan Kaynakları Uzmanı ve aktif olarak işe alım mülakatları yapan biri olarak söylemeliyim ki şahane bir soru hazırladım yeni dönem için: “Karantina’dayken neler yaptınız?”
Bu dönemi profesyonelce geçiren ve onurlandırılmayı hak eden eğitim siteleri var. Hepsini listelemek isterdim ama ben özellikle tecrübe ettiğim ve memnun kaldığım bir kurumdan bahsetmek istiyorum: İstanbul İşletme Enstitüsü.
Burada hem mesleğiniz hem kişisel gelişiminiz hem de ilgi alanlarınız hakkında ücretli ve ücretsiz online birçok eğitim bulabilirsiniz.
Ben mesela, şu an yazımı okuyabildiğiniz, içinde bulunduğunuz bloğumun içerik yönetim sistemi olan WordPress hakkında alanında uzman ve tatlı mı tatlı bir hocadan (Sn. Sertaç Dalgalıdere) eğitim alıyorum. Benim kadar antika bir insan bile değişen bu dünyada çevrimiçi kalabilmenin bir yolunu arıyor, bakın şu işe!
CV’mizi doldurduysak biraz da ruhumuza bakalım.
İzle Dinle Oku

Geçenlerde üniversiteden çok yakın üç arkadaş, aynı gece birbirimizi rüyamızda görmüşüz. Biri bizi seyahat ederken, biri gece bir mekanda eğlencede görmüş. Ben İstiklal Caddesi’nde gezip pasta yiyip, kahve içerken gördüm. Herkes neyi özlediyle onu görmüş yani. Uyanmasaydım muhtemelen İstiklal’den Galata’ya, oradan Karaköy’e geçerdik. Belki sonra bir vapura atlayıverirdik. Çünkü bu dönem en çok denizi özledim. Eğer siz de benim gibi denizi çok özlediyseniz Fazıl Say’dan Sait Faik’i dinleyin mutlaka. Link: https://youtu.be/_ki-hK1WOjY
Bir de Shakespeare sevenlerdenseniz Haluk Bilginer’den “Şekspir Müzikali”ni kaçırmayın derim. Soneleri yakalamaya çalışırken bir yandan da çok eğleneceksiniz. Link: https://youtu.be/dvtkUwmd8jI
Buraya Spotify’dan bir çalma listesi bırakmasam olmaz. Piyanodan gideceğim ama bu listeyi sabah uyanıp, gece yatana kadar dinliyorum şu sıra: https://open.spotify.com/playlist/604NwXCqfFaIHUZcDKQqAT?si=jHqAcyspQxqXdj4VHJ33cQ
Kitap yok mu? Var elbet. Ben şu anda Oğuz Atay/ Korkuyu Beklerken okuyorum. Bence yapboz parçalarını yerleştiriyormuş hissiyatı verecek bu kitap sizlere tam da şu sıra. Bir de benim en sevdiğim kitabı bırakayım: Pascal Mercier/ Lizbon’a Gece Treni. Barış Bıçakçı/ Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Halil Cibran/ Ermiş yine bu dönem için önerebileceğim kitaplar arasında. Stefan Zweig, J.D. Salinger, Paulo Coelho ise tüm kitaplarını art arda okumayı tercih ettiğim yazarlar.
Film ve dizi önerilerini ise sizlerden bekliyorum! 🙂
Fark Et

Bu aralar geçmişe kafanız çok gidiyor biliyorum. Canınızı sıkıyorsa, affedin. Özlediyseniz, sessizce sevginizi gönderin. Hissedilecektir.
Gelecek ile ilgili endişe mi duyuyorsunuz? http://www.sebnemaktan.com/ne-olacaksa-olacak/ 🙂
Elinizdeki telefonu biraz kenara bırakıp sessiz bir yerde gözlerinizi kapatıp 5-10 dk derin nefesler alıp verin. Kafanızın içindeki sinek vızıltılarını değil, derinlerden bir yerden gelen sesleri duymaya çalışın. Tüm gün hiçbir şey yapmadan ve aslında hiç düşünmeden ne kadar yorulduğunuzu fark edeceksiniz. Tam o esnada nefesinize konsantre olmuşken cevabını merak ettiğiniz soruları sorun kendinize. İçinizde bir şeyler tatlı tatlı kıpırdanıyorsa doğru yoldasınız. Bir şey nefesinizi kesecek kadar sizi sıkıyorsa sorunuz ne ise uzaklaşın ondan. Alın size ufak bir meditasyon yöntemi. 🙂
Hareket Et

Fiziksel olarak güçlü kalmak da çok önemli bu dönem. Ben her gün yarım saat de olsa stretching yapmaya çalışıyorum. Yapamadığım günler bir müzik açıp dans ediyorum. Mental olarak da iyi gelecektir, lütfen aksatmayın.
Ve son olarak, en sevdiğim değil ama çok sevdiğim bir şiirle bitiriyorum yazıyı.
“….
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
‘Yaşadım’ diyebilmen için…
//Nazım Hikmet

Bir yanıt yazın