“ ‘Birtanem’ koyalım adını” demiş babamın babaannesi, büyükanne Ayşe. “Çok sevdim ben bu kızı, bu kız bir tanecik, adı da Birtanem” olsun demiş. Annemler de demişler ki “Yapma etme babaanne, bu kız genç kız olduğunda çok zorluk çeker”
O zamaaaan demiş televizyonda o dönemler spiker olan Şebnem Kısaparmak’ı gösterip “Bu kızın hem yüzü hem sesi güzel, benim kızımın da yüzü, sesi güzel olsun, adı da ‘Şebnem’ olsun”

Bana bir hırka bırakmış, az önce üşüdüm, üzerime geçirdim.
Bir kadın, hayatına giren diğer kadınların toplamı mıdır?
Adımı koyan büyükanne Ayşe’yi, anneannemi, beni tutup hayatına sokan ve etrafı yıldızlarla dolduran Zehroşum’u, Ayla Hocam’ı, diğer canım öğretmenlerimi, teyzelerimi, kuzenlerimi, kız arkadaşlarımı, “ablacığımm” diye sevdiklerimi, annemi topladığımda ben etmiyor muyum?
Hepsi hayatımın çeşitli dönemlerinde eşlik ettiler bana ve beni bir diğer noktaya kadar taşıdılar, devam edenler var hala yolculuğuna. Bugün kurduğum cümlelerin hepsi onların sözlerinin bendeki yansıması.

Hepsi çok güzel ve çok özel ama ben bugün, yazılarımda da sıkça söz ettiğim birinden, annemden bahsetmek istiyorum.
Bir yerde okudum “Annelerimiz ilk mentörümüzdür” diyordu. Sahi neler öğrenmiştim annemden bu zamana kadar?
5- 6 yaşlarındayım. Annem Türk Kahvesi tiryakisi, kahve yapmayı öğretti bana. Ne zaman yapıp versem “Mmm çok güzel” diyor. Seneler sonra itiraf etti tatlarının hiç iyi olmadığını.
Deneyen, çalışan birinin hevesini kırmadan yol göstermeyi ben annemden öğrendim.
Yine o yaşlarda mutfakta bir şeylerle uğraşıyorum. Piknik tüpünde bir tencere yemek pişiyor. Bir şey oluyor tencere devriliyor, korkup ağlamaya başlıyorum. Annem “Ağlama, tencere senin güzelliğine dayanamayıp düştü” diyor, 5 yaşındaki bir çocuk için hiç de saçma değil, bakış açım değişiyor, korkum geçiyor.
Korkan, üzülen birinin üzerine gitmektense bakış açısını değiştirmeyi ben annemden öğrendim.
İlkokuldayım, dostlarımın birinden ilk kazığımı yemişim, ağlayarak geliyorum eve. Anlatıyorum anneme “Ben bir kötülük yapmadım, niye böyle oldu?” Annem oturtuyor yanına, açıyor Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni. Her satırı tek tek günümüze uyarlayarak okuyor bana. Yani diyor “Kim ne yaparsa yapsın sen kendin olmaktan, karakterini korumaktan vaz geçmeyeceksin. Hep önüne, ileriye bakacaksın.”
Atatürk’ü, karşıma kim çıkarsa çıksın, ne yaparsa yapsın Atatürk gibi davranmayı ben annemden öğrendim.
Ortaokuldayım, annemle yolda yürüyoruz. Bir kalabalık görüp duruyoruz. Yaşlı bir amca düşmüş, etraftakiler yardım etmeye çalışıyor. Annem hemen olaya müdahale ediyor, yaşlı adamla ilgileniyor, kalabalığı yönlendiriyor. Oradan ayrılmak üzereyken adamın cebine fark ettirmeden küçük bir miktar para yerleştirdiğini görüyorum. Niye yaptın bunu diye sorduğumda “Belki açtı, tansiyonu düştü, bu yüzden bayıldı adamcağız. Yiyecek bir şeyler alır kendisine” diyor.
Ben empati kurmayı, ihtiyacı olanı izlemek yerine müdahale etmeyi annemden öğrendim.
Lisedeyim, siyasi bir olaya karışmışım, müdür annemi okula çağırıyor. Diyor ki, “Hanım senin kızın böyle çok konuşursa onu okuldan atarım.” Annem de diyor ki “Hadi at da göreyim! Benim kızım düşüncelerini savunuyor, onların arkasında duruyor. Ben kızımla gurur duyuyorum.”
Ama annem bilmiyor, düşüncelerimin arkasında durmayı ve onlar için çata çat savaşmayı ben annemden öğrendim.
Üniversitedeyim, erasmus sınavını kazanmışım, para biriktirmek için birtakım yerlerde çalışıyorum. Çalıştığım yerde bulaşıkları yıkarken bir yandan insanların bencilliğine, küçük görmelerine kızıyorum. O sırada camda kendi yansımamı görüp ağlamaya başlıyorum. Aklıma annem geliyor, iki çocukla tek başına güçlü olmaya çalışırken geçtiği yollar…
Ben güçlü annenin güçlü kızıyım. Güçlü olmayı, güçlendikçe ezmemeyi ben annemden öğrendim.
Yurtdışındayım, annem ben gittiğimden beri benim yatağımda yatıyor. Bir günde 10 yaş yaşlanmış. Yanımdaki arkadaş diyor ki “Abartmıyor musunuz? Benimkiler uğurlamaya bile gelmedi.”
Sevmeyi, özlemeyi, sevdiğin uğruna emek vermeyi ben annemden öğrendim.

Bunları okuyunca birçoğu için annem diyecek ki “Hatırlamıyorum bile…” Çünkü öyledir, bilerek değil, istemsizce; mantığımızla değil, yüreğimizle yaptığımız şeyler geçer insanlara, biz fark etmeyiz bile.
Daha aklımıza gelmeyen nice şeyler öğrendik annelerimizden. Zaman zaman karşı karşıya geldik, zaman zaman bir takım olduk bu hayata karşı. Bazen beğenmedik birbirimizi, bazen dünyadaki en güzel şey olarak gördük. Bazen hiç onlara benzemek istemedik, bazen keşke biraz ona benzeseydim diye geçirdik içimizden.
Biz onların bir parçasıyız, biz onlarız. Biraz onların çocukları biraz anneleriyiz. Biraz dostu, biraz yabancısıyız. Öğrencisi ve öğretmeniyiz. Bizim onlar, onların ise biz dışında hiç kimsesi yok.
Gün gelecek birimizden biri olmayacak, belki de çoktan gitmiştir ama unutmamak gerekir anneler çocuklarının içinde bir yerde bir sestir. Hep haklı çıkan bir ses, hep sıcaklığı ile sizi saran bir ses…
O sesi duyabildiğimiz her gün kutlu olsun.

Bir yanıt yazın