Nata Ye, Marteniçka Tak, Evde Kal

Birkaç gün önce servisle işe giderken bir pastanenin camında “Pastel de nata” yazdığını gördüm. Kısaca “Nata” Portekiz’e özgü bir tatlı. Türkiye’de hiç rastlamamıştım.

Bu tatlıya bayılmıyorum. Portekiz’deki günlerim hayatımın en güzel günleri de değildi. Lakin kafam geriye takılırken gözlerimin dolduğunu fark ettim. Bu hepimizin bildiği fakat anlatılması güç bir hissiyat.

Pastel de Nata

Lizbon’a Gece Treni” adlı kitapta şöyle der “Bir yeri terk ettiğimizde orada bizden bir şeyler kalır. Gitmiş olsak da orada kalırız. Ve içimizde öyle şeyler vardır ki sadece oraya dönerek bulabiliriz. Çok kısa bir süreliğine de olsa hayatımıza sahnelik eden bir yere gittiğimizde ruhumuza yolculuk ederiz.

Gitmek bir yana, orayı hatırlatan herhangi bir şey bile yetiyor ruhunuza yolculuk etmeye.

Tam burada “Saudade” kelimesinden bahsetmezsem olmaz. Saudade Portekizcede bir şeyin ya da aşık olunan bir kimsenin yokluğunda hissedilen derin duygusal durumu, özlemi ifade eder.

Yaşarken farkına varmadığınız, ancak yokluğunda size anlamlı gelen şeyleri düşünün bir. Burun kıvırdığınız bir anne yemeği, giymem deyip attığınız bir elbise, hergün lanet ettiğiniz işiniz, devamlı şikayetçi olduğunuz sevgiliniz, kedi köpek gibi didiştiğiniz kardeşiniz, varken hiçbir anlam ifade etmeyen sağlığınız ve özgürlüğünüz! Dışarıda kulağımda kulaklıkla gezip, bir kafede oturup kahvemi içerken kitap okumayı özledim. Yine de sağlığım olmasaydı ve benim yüzümden başkalarının sağlığına zarar gelseydi yürüyüş yapmak, bir kafede oturmak umurumda bile olmazdı. (EVDE KAL)

Her şeyin anlamının ve değer sıralamasının değişimi yalnızca bir an’a bakar. Aşkım da değişebilir, gerçeklerim de. (Turgut Uyar)

Mart’ın başında bir arkadaşım Marteniçka getirdi bana. Marteniçka bir Bulgar geleneği. Kırmızı-beyaz yünlü bir ipi dilek dileyip Mart’ın başında bileğinize takıyorsunuz. Yeni çiçek açmış bir ağaç ya da leylek görürseniz bileğinizden çıkartıp çiçekli bir ağaç dalına bağlıyorsunuz. Eğer göremezseniz ay sonunda çıkartıyorsunuz marteniçkanızı.

Marteniçka

Mart ayının başı ile bugün birbirinden o kadar farklı ki. Dileğimi düşünüyorum da, şu an istediğim son şey olabilir.

Bugün 21 Mart, Baharın ilk günü. Etrafta çok bahar havası olmasa da kafayı hep yeşil, kalbi hep çiçekli tutmaktan yanayım ben. Bireysel dünyamızda büyük felaketler bizleri güçlü kılar, değiştirir ve geliştirir, bir dönüşüm yaşatır. Milletler için de bu böyledir. Tarih boyunca gördük ki zor zamanları birlikte aşan milletler daha güçlü bir şekilde ayağa kalktılar.

Korku çok güçlü manyetik alana sahip bir duygudur. Korktuğunuz şeyi mutlaka çekersiniz. Korkmadan önlem alarak ilerlemek sizi her anlamda sarsılmaz yapacaktır.

Biliyorum zor oluyor ama en azından baharın gelişi şerefine karamsarlıktan uzak duralım. Kitap okuyalım, film/dizi izleyelim, örgü örelim (hiç beceremem bu arada), takı yapalım, ahşap boyayalım, seramik yapalım (seramikten boncuk yapıyorum ben şu an), oyun oynayalım, evimizi temizleyelim, yemek yapalım, gereksiz eşyaları atalım, stretching yapalım, kendimize bakım yapalım, yenilenelim.

Evde geçirdiğimiz bu süre bize ne anlatmaya çalışıyor farkına varalım. Ailenizden mi uzaklaşmıştınız, yoksa kendinizden mi? Hobilerinize ne zamandır vakit ayıramıyor muydunuz? Kargodan gelen kitaplar kenarda birikip, izlenecek filmler listesi kağıtlara sığmamaya mı başlamıştı? Ne zamandır “şu fazlalıkları atayım bir müsait olayım da” diyordunuz? Alın size fırsat! Tüm hayat koşturmacalarının içinde bu her zaman nasip olmaz. Yeter ki sağlığımıza, sevdiklerimize bir şey olmasın. Gerisi bir şekilde halledilir.

Bu arada şu salgın bir bitsin de Portekiz’e gidip Nata yiyelim.

https://youtu.be/mshV7ug8cdE


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir