
Satıyorum,
Verdiklerinizin aldıklarımdan az olduğunu fark ediyorum.
İşçilik diyor, umrumuzda değil, biz ağırlığına bakıyoruz.
Ağır olmasına ağırdı diyorum, şu an değil, artık değil. Teşekkür ediyorum.
Bir rose sipariş ediyorum, oturduğum yerden insanları izliyorum, onlar da beni izliyor.
Kimisi kafası önde eğik, kimisinin acelesi var koşturmakta. Kimi birine bakıyor, öbürü bakmıyor. Nice aşklar kaçıyor diye düşünüyorum.
Bir meczup başka bir adamın omzunu öpüyor, hop aklıma bir fazla sevgisi olan o çocuğun omzumu öpüşü geliyor. Hep mi diyorum eksisi ve fazlası olan muhtaç sevgiye. Dengeyi bulduğumuzda dağıtmaya çalışmamız bundan mı?
Bir şey arıyorum insanların yüzlerinde. Güzel kadınların, yakışıklı erkeklerin, maskelilerin, maskesizlerin, koşturanların ve duranların yüzünde bir şey arıyorum ne aradığımı bilmeden. Şaraptan mı bulamamaktan mı uyuşmaya başlıyorum, yazıyorum. Bir kere daha böyle bir şey olmuştu, o zaman iyi şeyler olmamıştı.
O gün de bugünkü gibi kulağımda Kalben çalıyordu: “bir şey arıyorum, kaybolmuş…”
Ben aradığım şeyin kaybolduğuna beni ikna etmeye çalışanlara inat, aramaya devam ediyorum ne aradığımı bilmeden.
Ne aradığını bilmeyen bulabilir mi?
Bulur.
Görürsünüz.

Bir yanıt yazın