
Dün gece sabaha kadar uyuyamadım nedendir bilinmez. İşlerim bittikten sonra yatağa geçtim ama bir iç huzurun sinsi kapanı gibi bir şeyler tuttu beni. Tamam, bu komplike oldu, üzerine çok düşünmeyin.
Sabah da kalkamadım aksine. Burada hava buz gibi, insan yatağın içinden çıkmak istemiyor. Isıtıcı da yok.
Sabah bire-bir dersim vardı, -öğretmenler günü kutlu olsun- ”Uluslararası Lojistik” 5 sene sonra oturmuş karekök alıyorum. Bi ara hocam diyecektim, ”bi Türk Kahvesi mi içsek?” o an tam havasıydı ama o ne anlar Türk Kahvesinden… Falımız da fallanmış zaten..
Sonra fotokopi çektirmek gerekti. Kadın tam ”bugün git yarın gel” diyecekti ki kıyamadı herhalde, tamam dur dur dedi çekeyim.
O sırada oldu ne olduysa, o sıra fotokopi makinesi tıkır tıkır, o sıra benim ciğerler takır takur… O sıra şrak şrak sayfalar, benim gözler şakır şakur o sıra…
Kadın kağıtları verdi elime, sıcacık. Benim ellerim soğuk.
Çıktım sonra, bir duvar yazısı mezarlığın karşısında ”Fala Fala Fala” yani diyor ki yazar ”Konuş Konuş Konuş, bak karşısı mezarlık!”
Otobüs kartım bitmiş, ben parasını verdim İtalyan arkadaşım bastı yerime. Sağ olsun.
İndim marketin önünde. Bu ara tropik meyveler deniyorum. Avakado ve Mango’yu sevmedim, Papaya güzel, bi çeşit kavun, ama rakı yok.
Ben de gittim şarap aldım o yüzden. Beyaz seviyorum, kırmızı yakıyor. Aa bu arada rüyamda saçımı maviye boyatmak istiyordum biri kırmızıya boyayalım diye tutturdu. Rüyanın devamında da kırmızı bir mont giyerken gördüm kendimi. Ama bu iki gün önceydi. Dün ne gördüğümü hala hatırlamıyorum.
Arkadaş dedi ki şarabı hızlı iç. Onun suçu yok, ben çarpsın istedim.
”Dinlemiyor insanlar, bence anlatamadım, derinimde yara var, bence saklayamadım”

Bir yanıt yazın