Uslu Kız

Hayatımda yalnızca bir defa öleceğimi zannettim.

Geçtiğimiz Ağustos ayıydı, odamda yatağımın üzerinde oturuyordum. Durduk yere kalbim çok hızlı atmaya başladı. Zaten 1 aydır yaşadığım basit bir taşikardi ataklarından biri olduğunu sanıp, doğruldum ve geçmesini bekledim. Geçmedi, aksine şiddetlendi. Kulaklarım tıkanmaya başladı, nefes alışverişim zorlandı. Ne kadar kendimi sakinleştirmeye çalışsam da beceremedim. Annem içeride televizyon seyrediyordu. Televizyonu, annemin ara ara güldüğünü duyuyordum. Onu korkutmak istemediğim için seslenmiyordum. Şimdi burada öleceğim ve annem belki saatler sonra gelip yatağın üzerinde ölümü bulacak diye düşünmeye başladım. Annemin o hayali beni kendime getirmeye başladı. Belki 10 dk sonra kalbim çırpınmaktan yorulmuş bir kuş gibi tünedi ve az önce nefes alamayan ben değilmişim gibi huzur içinde yastığıma gömüldüm. Zaten doktora gitmeye de bu olaydan sonra karar verdim.

Kalp kapakçığımda çökme oluşmuş. Ya doğuştan olur dedi doktor ya da çok büyük bir üzüntü ve stres sonucu sonradan. Benimki doğuştan değil… “Artık bu senin doğalın, bununla yaşamayı öğreneceksin” dedi. İlaç vermek istedi, dedim ki “Şimdi vermeyin, ben hayatımı baştan düzenleyeceğim. 1 ay kendimi gözlemleyeyim, geçmezse geleceğim söz.”

O gün kendime de bir söz verdim.

İnsanın kalbi gerçekten kırılır mıymış, kırılırmış. Çöküp de altında kalan kişiler, olaylar olur muymuş, olurmuş. Peki bunun sorumlusu kim? Biz maalesef. Hayat her zaman bize iyilikleri de kötülükleri de aynı anda getirecek. Buranın adil bir yer olacağı sözünü kim verdi ki? Bizim yönetmeyi öğrenmemiz gereken kendimiziz, olaylar ve insanlar karşısındaki duruşumuz.

Benim minnoş kalbim belli ki bana bir mesaj vermek istiyordu. Diyordu ki “Benden sadece bir tane var. Öyle her istediğinde ayak altı edemezsin. Zor günler hep olur ee ne yapalım yani? Bana mı sordun kardeşim? Daha azıyla yetinemem, bana en iyi şekilde davranacaksın.” Çok haklıydı.

Hemen uykusuz gecelerden sonra beni ayakta tutsun diye içtiğim fincan fincan kahveleri azalttım, uykumu düzene koydum, düştüğüm 48 kilodan diyetisyen yardımıyla 54’e çıktım, spora tam gaz devam ettim. 

Ve sonra ayna karşısına geçtim.

2024 Nisan ayında hayatımda ilk defa ameliyata girmiştim. Uyutulurken kalbimin seri atışını duyduğumda ona dokunup “Korkma, ben senin yanındayım ve seni çok seviyorum” demiş, sonra güvenle uyumuştum. O gün de ayna karşısında yalnızca aynı şeyleri söyledim kendime. Aynı sakinlik ve güvenle devam ettim sonra.

Ben çok şanslı bir insanım. Her anımda yanımda olan, sevgisini, desteğini hiç esirgemeyen, bana verdiği değeri sonuna kadar gösteren o kadar çok insan var ki hayatımda. Sosyal destek her zaman çok kıymetli ama en önemlisi insanın kendisi kendi yanında mı?

Arada kontrol etmek lazım, burada mıyım, kendime şefkat gösteriyor muyum, kendimi destekliyor muyum? Çünkü inanın siz yoksanız, hiçkimsenin varlığı bir şey ifade etmiyor. Ara ara elini göğsüne koymalı insan.

Ben kendi sınırlarımı, elimdeki her şeyi altın tepsiyle başkalarına sundum uzunca bir dönem. Böyle yaparsam sevilirim sandım, onaylanırım, değer görürüm… Sonra öğrendim ki bazen ne yaparsan yap olmaz. O altın tepsi büyük bir şehvetle içeri alınır ve kapı yüzüne kapatılır. Sen bir tepsi istersin, çok beklentilisin derler, bari benimkini ver dersin sert bulunursun. Halbuki onlar senin susup kapı önünde oturmanı isterler. Sen de bir gün kalkar, kendine yeni bir tepsi yaparsın. Belki artık altın değildir ama senindir.

Sonra iki seçenek doğar sana, ya hoyratça yaşayacaksın hayatı ya da ışığını arkana alıp yürüyeceksin. Ben gölgemle yüzleşmeyi tercih ettim.

Gölgeni önüne aldıysan sana yaşatılanı sen başkasına yaşatmak istemezsin. “Bak tepsine sahip çık” dersin, kendi tepsine de yapışırsın istemsizce. Sana uzatılan o altın tepsi gözünü kamaştırır ama başkasının sınırlarını, değerlerini, kıymetli sevgisini ve kalbini alt üst etmek sana yakışmayacaktır. Kızarsın, sinirlenirsin, hem kendini hem onu korursun kendince. Sen de hala yaralarının üzerinde elini gezdiriyorsundur çünkü. Doğru ya da yanlış, senin terazin böyle çalışıyordur artık. Huysuz ve huzursuz olursun bu sefer de ama zaten sana tepsindeki kintsugi izlerini görebilenler lazımdır.

Bu işin en keyifli yerini söyleyeyim size: Anlamak.

Önce kendini. Niye yapıyorum, neden böyle hissediyorum?

Sonra diğerlerini… Herkesin içindeki o yaralı küçük çocuğu görerek.

Senin altın tepsini alan bunu öğrenmişti. Sahici sevgi ne demek, paylaşmak ne demek hayat ona bunları deneyimleme fırsatı vermemişti. Derinden görülmek herkesi korkutur. Birini yarı yolda bırakmak ise o kadar korkutucu görünmez o esnada.

Sana kendi tepsisini vermek isteyen, almayınca tepsiyi fırlatıp giden, kendi içindeki seslerle, bir yandan da seninle boğuşuyordu. Onun için sevgi hep vermekti, hayat elbet dengeye getirecekti. Vazgeçmek daha kolay gelir bazen.

Elbette görünen nedenler bambaşkadır. Herkes kendisi için en doğru olduğunu düşündüğü şeyi yapar. Yapmalıdır da. Herkesin sevgiden anladığı, onu yaşayış biçimi, korkularını yadsıma şekli farklıdır. Anlıyorum, anlayınca kızmayı bırakıyorum.

En büyük kıyağı da izninizle kendime geçiyorum.

Sizin zaten bana bir şey yapmanıza gerek yok, ben o işin de üstesinden tek başıma geliyorum. Çuvaldızı kendime batırıyor, benim suçum muydu diye günlerce kendimi yiyorum. Bu yüzden de en çok kendimi anlamak istiyorum.

Uslu bir kız çocuğu ol, herkes zaten yeteri kadar üzgün bir de sen üzme. Sen uslu olmazsan terk edilirsin. Hep güçlü ol, kendi ayaklarının üzerinde dur yoksa ortada kalırsın. Çok dikkat çekme, seni sevmezler. Bu kadar yeter, fazlasını istemek şımarıklık.

Bunlar benden ne kadar güçlü görünse de içten içe sevdiklerini kaybetmekten korkan, görülmek isteyen ama görülürsem zarar görürüm diyen, kırıntıya razı olan bir kadın yarattı. Neye dönüştürüldüğümü fark ettiğimde kendi kimliğimi yaratma serüvenim başladı. Xena gibi… Her gidişin, giderken söylenenin benimle ilgili olmadığını, hayır desem de sevileceğimi, bir yere sığabilmek için ışığımı kısmamam gerektiğini, içimden gelmiyorsa bir bildiğim olduğunu öğrendim. 

Huzurlu değilsen ve huzur vermiyorsan bir şeyler eksik olduğu için olabilir mi?

Yaptığın işte, sevdiğinin yanında parlamıyorsan, parlamaktan çekiniyorsan kim doğru yerde olduğunu söyleyebilir ki?

Güvenip, kendini bırakamıyorsan orası senin evin olabilir mi?

Bu her iki taraf için de geçerli. Birbirimizi aynalıyoruz, korkularımızı, yaralarımızı hatırlatıyoruz. Bu yüzden de kaçıyoruz ya da kendimizi unutmayı seçiyoruz…

Ben kendimi yeniden hatırlamaya niyet ediyorum.

Karanlığımı reddetmeden, onu ışığıma dönüşecek kadar cesurca kucaklayarak,

Sevgimi saklamadan, ama onu feda da etmeden paylaşmayı öğrenerek,

Şifayı, sevgiyi, şefkati önce kendime vererek var olmaya…

Görülmek ve sevilmek için asi ruhunu bastırmak zorunda kalan uslu kızlarıma… Özgürken çok güzelsiniz.


Yorumlar

“Uslu Kız” için 4 yanıt

  1. Yazma yeteneğin de en az oyunculuğun kadar iyi ama çok ara vermişsin yazılarına umarım sağlığın yerindedir ve yazmaya devam edersin. Kalbinin çok değerli olduğunu hissediyorum onu kimsenin kırmasına izin verme.

    1. Çok iyiyim, teşekkür ederim. 🙂
      Evet, yoğunluk yazmamı engelledi şu sıra.
      Sanıyorum beni tanıyorsunuz, kim olduğunuzu bilmek isterdim…

      1. İyi olduğuna sevindim. 🙂
        Ben kim miyim?
        Ben senin içindeki dünyada yaşayan bir ademoğluyum.

        1. 🙂 peki.

          Sevgi ile.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir