Tebrikler! Onaylandınız.

Çizim: Mert Dolapçıoğlu

Onaylanmak: Uygun bulunmak, kabul edilmek.

Sevilmek: Sevgi ve bağlılığın duyumsanması, gönlün bağlanması.

Kök anlamlarına inip baktığınızda bu iki kelimenin sözlük anlamı bu şekilde. Sevdiğiniz kişiyi illaki onaylıyor ve onayladığınız kişiyi mi seviyorsunuz? Bence bu iki kelime birbirinden o kadar bağımsız ki.

Eylemi gerçekleştiren kişi için fark etmez ama onaylanma, sevilme ihtiyacı içinde olan sizseniz, sizin için fark etmeli.

Herkes onaylanmak, kabul edilmek ister. Kimi çok umursar bunu kimi daha az. En benim umrumda değil diyenin bile umrundadır aslında. Kimi sevdiklerim onaylasa yeter der kimi çevresindeki herkesin gözünde kabul edildiğini görmek ister.

Zamanla sevilmek ile karıştırılır onaylanmak. Onaylanmadığınızda sevilmediğinizi düşünürsünüz. Sevilmek için onay almaya çalışırsınız. Kendiniz olmaktan vazgeçersiniz yavaş yavaş, onlar nasıl olmanızı istiyorlarsa öyle olursunuz. Sırf birazcık kabul edilmek için onlara benzersiniz.

İlkokulda çok sessiz bir çocuktum. Yazmayı öğrendiğimden beri defterime şiirler, denemeler yazardım. Bir sömestr tatilinde öğretmenimiz günlük tutmamızı istedi. Benim bir günümü yüksek sesle okuttuktan sonra sınıfın ortasında beni överek çok güzel yazdığımı söylediğinde güzel yazdığımı fark ettim ben. O günden sonra hep yazdım. Çizdiğim resim duvara asılmadı, ben yazdım. Sevdiğim çocuk en yakın arkadaşıma aşık oldu, ben yazdım. Arkadaşlarım bana sırtını döndü, ben yazdım.

Yazmak için okumak gerekliydi. Okumaya başladım. Okulun en çok okuyanlarından oldum. Bir gün tahtaya çıkardı öğretmenim. Okumadığım bir kitabı gösterdi bana “Bunu okudun mu?” dedi. Kendime kitap seçerken şöyle bir göz gezdirmiştim ama okumamıştım. “Okudum” dedim. Yalan söyledim. Yalan söylemenin azabı kabul edilme arzusu ile karıştı birbirine. O zaman, dedi öğretmenim, bir soru sorayım sana bu kitaptan. Titriyordum. Soruyu sordu. Kitaba göz gezdirirken takıldığım bir sayfa vardı, o sayfadan sormuştu bana soruyu. Kitabı okumamama rağmen soruyu doğru cevapladım ve alkışlar eşliğinde yerime oturdum. Bunu gülerek hatırlamam gerekir ama ben o gün çok büyük bir ders aldım. Evren resmen bana yardım etmişti yalanım ortaya çıkmasın, rezil olmayayım diye. Çocuk aklı ya işte, bir dahakine kurtarmaz beni diye o gün bugündür ben hiç yalan söylemedim. Yaptığım bir şeye yapmadım, yapmadığım bir şeye yaptım demedim. O an demek zorunda kaldıysam bile hemen sonra gidip doğrusunu açıkladım kellemin gitme ihtimali olsa da.

Sonra tiyatro ile tanıştım, ilk annem itti beni sahneye ben çıkmam diye ağlarken. Bir daha hiç inmedim. Küçücük bir roldeyken şans eseri başroldeki çocuk provalara gelmeyince ben onun yerine geçtim, daha da başrolden aşağısı olmadım. Alkışlandım, ödüller aldım. Onaylanmanın zevkine vardım.

Sonra hayatın o küçük tiyatro sahnemdeki gibi olmadığını, dilin sürçse bile insanların seni hoş görüp alkışlamayacağını, aksine dilinin sürçmesini sabırsızlıkla beklediğini gördüm. Ne kadar iyi oyun çıkarırsan çıkar her zaman alkışlamayacaklarını ya da alkışlıyor gibi yapacaklarını da…

Ben onaylanma, kabul edilme ihtiyacı ile büyüyen bir çocuk oldum ama bu ihtiyaç sayesinde çok güzel şeyler yaptım, kendimi yetiştirdim, bu hale geldim. Bu elbette bana zarar da verdi. Onaylanayım diye hayallerimden vazgeçtim mesela. Onaylanayım, sevileyim diye içime çok şey attım, içimde yaşadım, değişmeye çalıştım, kendimi zorladım.

Sonra bana bir anda bir şey oldu. İçinde debelenip durduğum kendi hayatımdı, direksiyondaki bendim peki neden diğerlerini, ne düşündüklerini, beni kabul edip etmediklerini, beni sevip sevmediklerini bu kadar umursuyordum? Ben bu arabada kaza yaptığımda kaç tanesi yanımda olacaktı ki? Ben beni üzmelerine, beni kötü hissettirmelerine neden izin veriyordum o zaman? Beni sevmeselerdi ne çıkacaktı? Herkes kendisi gibi olanı sevmez mi zaten? Bırakınız beni sevmesinlerdi.

Onaylanma ihtiyacını zayıflık, özgüvensizlik olarak nitelendirebilirsiniz. Severiz böyle şeyleri ama bir insanın yaşadıklarını, bilinçaltına süpürülenleri bilmediğimiz sürece neyi neden yaptığını bilemeyiz. Zamanında onaylanma ihtiyacı duymayan biri olsaydım bu aydınlanmayı yaşamam mümkün olmayacaktı. Zamanında onaylanma ihtiyacı duymayan biri olsaydım bugünkü ben olmayacaktım.

Önce sosyal medya hesaplarımı kapatmakla başladım işe, sonra hiç ya da daha az makyaj yapmakla devam ettim. İnsanları susturdum, doğrularımı daha çok savundum, hoşlarına gitmese de düşündüklerimi böyle dümdük yüzlerine söyledim. Doğrusunu bildiğim yalanları gülerek de dinledim, “yoo” da dedim. Daha çok affettim, daha çok bıraktım ve canımın daha az yanışına “ne kadar doğru bir şey yapıyorsam demek” diyerek açıklama getirdim.

Benim hayatımda güzel şeyler kolay oluyor, zorlamayı bıraktım. Canımın istemediğini yapmıyorum artık. Canımın istediğini de kim ne der diye düşünmeden yapıveriyorum.

Yazının başında birkaç soru sordum, kendimce cevaplayayım. İnsan sevdiğini aklıyla değil kalbiyle onaylıyor, sevmiyorsa- sevmiyorsanız zorlamayın. Sizin kalbinizi kalbiyle görmeyen insanları kılıflara sığdırmaya çalışmayın.

Ne yaparsanız yapın sevilmiyorsanız belki sevgiyi yanlış insanlardan bekliyorsunuzdur, belki siz yeteri kadar doğru değilsinizdir. Ne yapıyorsunuz da olmuyor? Biraz yapmayın bakalım.

Sonucu ne olacaksa olsun doğru olun, iyi olun, kendiniz kalın. Yalnız olmak bazen maskeli bir balonun içinde olmaktan yeğdir. Onaylanmayın, kabul edilmeyin, farklı kalın ne çıkar? Kendi başınıza eğlenin gerekirse. Yeter ki içerideki o çocuğu size gülümserken yakalıyıverin, kızmış ve küskün değil.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir