Değişmede Istakoz Gibi Ol

6 aydır süren boyun ağrılarım için sonunda doktora gittim. Sorsanız seviyoruz kendimizi.

Boyun ve sırt düzleşmesi varmış. Bilgisayar başında aynı şekil çalışmaktan dolayı duruş bozukluğu, stres, üzüntü yapar dedi doktor. Boynumu düzleştirebilirler ama kalbime bir şey yapamazlar dedim içimden ve başım dik, boynum düz çıktım odadan. 😬

Doktor fizik tedaviye yönlendirince başka bir hastaneye gittim. Beklerken gördüğünüz manzaralar, dinlediğiniz hikayeler sizi farklı bir boyuta taşıyor. Aynı şeyi Elazığ depreminde tüm Türkiye yaşadık. Acılarımız birleşti, empati arttı ve bir sevgi yükseldi göğe, hepimiz nasiplendik. Zaten hep böyle zor zamanlarda aklımız başımıza gelir.

Her şeye rağmen ben hayatımın en huzurlu dönemlerinden birini geçirmekteyim. Kara kutumu açtım, yüzleştim, seçim yaptım ve özgür bıraktım kendimi. Bu bir gecede oldu ya da ben son darbeyi o gece indirdim. Sabah güneş evimden içeri süzülürken dans ederek uyandım.

Çok uzun zamandır bir baskı vardı üzerimde kendi kendime oluşturduğum fakat anlamlandıramadığım. Farklı bir yerde, başka bir şekilde olmam gerektiğini hissettiren. Verilen her şeyi mükafat gibi kabul ettiğim ve elimden gitmemesi için bir bataklık içinde debelendiğim. Sezgilerimin en başından beri bana olacakları söylemesine rağmen delice kafamın dikine gittiğim. Çevremde olup biten her şeyden fazlaca etkilendiğim, kişiselleştirdiğim, seçmediğim, bir şekilde kılıf uydurduğum.

Tüm bunların farkında olmak karnımı ağrıtıyordu. Bunların hepsini ben mi yapmıştım gerçekten?

Peki bu bir suç muydu, hata mıydı, zayıflık mıydı?

Bir gün ıstakozların büyüme hikayesini dinledim Abraham Twerski’nin bir videosunda. Istakoz kalın bir kabuk içinde yetişiyor, büyüdükçe kabuğa sığmıyor, sığmadıkça baskı hissediyor ve çözümü kabuğu kırıp atıp yeni bir kabuk oluşturmada buluyor.

Bu karın ağrılarımın sebebi değişiyor ve gelişiyor olmamdan kaynaklıydı. O zaman yaşanması gerekirdi.

Arkadaşımın başka bir arkadaşı onu tesselli etmeye çalışırken “Hayata katlanmak zorundayız” demiş. Hayatı katlanılacak bir şey olarak görmek onu yaşamaktan çok uzak bir düşünce değil mi?

Hiçbir şeye katlanmak, dayanmak zorunda değiliz, bunu çok temiz öğrendim. Değiştirebileceğimiz her şeyi değiştirip, değiştiremeyeceğimiz şeyler karşısında biz kendimizi değiştirmeliyiz. Tıpkı Istakozlar gibi.

Velhasıl nefesimi tutup kara kutumu açtığımda o kadar da korkulacak bir şey olmadığını, doğru zamanı geldiğinde gerçeklerle yüzleşmenin mucizevi bir etkisi olduğunu fark ettim.

Hani bazen çok soru sorarız, cevap bir türlü gelmez ve bir gün cevap kucağımıza düşer. İşte o zaman, o cevabı gerçekten kaldırabileceğimiz andır.

Kişiselleştirip, içselleştirip, kabul ettiğiniz bazı şeyler vardır. Sonra bir gün bunun sizinle hiçbir ilgisi olmadığını fark edersiniz. O insan aslında öyle biridir, o olay siz ne yaparsanız yapın o şekilde gerçekleşecektir. Bunu anladığınızda yüreğinizden koca bir yük kalkar ve işte o an temkinli olmaktan vazgeçmeniz gereken en doğru andır. Şimdi hafifleme, anlayışla karşılama zamanıdır. Özünüzde kaybettiğiniz her şeyi, en çok da dengenizi geri kazanma zamanıdır.

Bu ve bunun gibi süreçler hemen tezahür etmiyor. İstediğiniz kitapları okuyun, filmleri izleyin, seminerlere gidin, bir tecrübeyi dinleyip nasihat alın. Yaşamadan ve tam da doğru an gelmeden hiçbir şey fark etmiyor. Evrende her şeyin mükemmel bir zamanı var.

Benim için de böyle oldu. 🦞

https://youtu.be/XhhNdLKTiVA


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir