
Bir dönem içimdeki ateş cılızlamış, yaşam ağır aksak ilerler haldeydi. Dünya dönüyordu, hatta belki inat bir sinir bozuculukla, bana ise her şey bir rüya gibi geliyordu.
O esnada nevi şahsına münhasır bir tavırla battaniye altına girmek yerine çıkıp kendime çalı çırpı topladım. “Hayat en çok iyileri kırar” demiş Acar Baltaş, ben ise kırılan her iyi insan için yüksek lisans tezimi yazdım.

“Bir kilisede 3 vitray cam, 1’i savaşta hasar görmüş” dedi Venüs, ben vitray cam yapmayı öğrendim. Kırıklardan korkmamayı, tamirin mümkün olduğunu gördüm her lehimde.
O kırıklardan ışık sızar elbet; önce beni, sonra da diğerlerini aydınlatır dedim ve gidip profesyonel koçluk eğitimi aldım.
Ben görmeden, dokunmadan, tatmadan yapamam dedim gezdim, yedim, içtim, hikayeler dinledim.
Tek başıma Bozcaada’nın rengarenk evlerinin arasında şarapla bir hoş olmuş serim ile günbatımının nasıl bir aydınlık yarattığına şaşarak yürüdüm.

Göbeklitepe’de yıllar yıllar öncesinde gökyüzüne, kendisine, tanrısına dokunmuşların havasını soludum ve şaştım kaldım insanın hala bitmeyen arayışına.

İnsanlar tanıdım, insanlar sevdim, insanlardan uzaklaştım, yargıladım, yargılamamayı öğrendim, geleni kabul ettim, gelmeyeni peşlemedim, rahat bıraktım, rahat oldum, karşılaşmaları kucakladım, düşer gibi oldum tutundum… O cılız ışığa tutundum. Bulduklarımla güçlendirdim onu. O güçlendikçe ben güçlendim, parladım, parladıkça her parlak şey toplandı etrafıma. Işık büyüdü… Bırakmadım neşemi, inancımı, umutlarımı, hayallerimi topladım yerden, lehimle birleştirdim.
Nereden geldi şimdi bunlar durduk yere diyeceksiniz. Canım ekibim üzgün olduğum bir gün (18.07.2024’müş) bana tatlı bir şeyler alıp, üstüne “Unutma ki sana hiçbir şey olmaz” yazmış, sabah önüme düştü fotoğrafı. Gülümsedim önce, sonra o günden bu güne olanları düşündüm.
Bana oldu, çok şey oldu, ama ne güzel oldu. 🤍


Bir yanıt yazın