
“Belki de bazı kadınlar uysallaştırılamıyordur. Belki de kendileriyle çılgınca koşacak birini bulana kadar özgürce koşmaya ihtiyaçları vardır.” (Sex and the City 2.Sezon 18. Bölüm)
Yakın bir arkadaşımın tavsiyesi ile başladım Sex and the City dizisine. Keyifli geçen 30- 40 dk dışında bana ne verebilir ki diye düşünürken tam da yaşadığımız her şeye nasıl cevaplar verdiğini fark ettim.
Ben ve yakın arkadaşlarım -tıpkı o dizideki gibi- hayatımızın aşkını neden bulamadığımızı sorguluyoruz. Güzeliz, zekiyiz, iyi birer insan olmaya çalışıyoruz. Öyle çok büyük beklentilerimiz yok; en az bizim kadar zeki ve iyi bir insan olsun, sevsin, değer versin, sadık olsun. Yatları, katları olmasına, pahalı hediyelerle şımartmasına gerek yok. Bizimle hayatın zenginliklerinin farkına varabilme kabiliyeti olsun yeter.
Peki neden bulamıyoruz?
3 kıta gezdim, 4.sünde miydi acaba?
Ya da aslında beklentilerimiz gerçekten büyük de biz mi farkında değiliz? Bize pırlanta alabilecek adamları bulduk ama kalbi pırlantadan olanları bulmak mı asıl zor olan?
Peki bulanlar nasıl buldu arkadaş?
Ben birkaç kere bulduğumu sandım, yalan değil. Kötü insanlar değillerdi ama olmadı. Herbirinin dinamiği çok farklıydı elbet ama ben ilişkilerimdeki kendi dinamiğimi “yuvasız çalıkuşu” olarak tanımlayabilirim. Ele avuca sığmayan, özgür, deli, kafasının dikine giden… Kulağa korkunç mu geliyor? Yakın zamana kadar sorunun bu olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Peki doğru adamı bulan kadınlar uysal mıydı? Hayır, pek çok bir adamla mutlu ve çılgın kadın tanıyordum, sorun bu olamazdı.
Sorun olsa olsa sizi olduğunuz gibi kabul etmeyen, değiştirmeye çalışan, değiştiremediğinde asabileşen, asabileşince sizi kaybeden insanlar olabilirdi.
Haydi cinsiyetleri bir kenara bırakalım, sonuçta aşk yalnızca karşıt iki cins arasında olmaz değil mi? 🌈
Sizin için doğru olmayan biri, başkası için bulunmaz hint kumaşı olabilir. Sizin kimyanıza uymayan başkasının kalbinde cumhuriyet ilan edebilir. Sizin cehenneminiz başkasının cennetidir belki, nereden bileceksiniz.
Doğru, size ayak uydurandır, sizi olduğu gibi seven, kabul edendir. Siz çılgınca koşarken sizi uysallaştırmaya çalışan kendisine kedi alsa iyi eder.
Doğru, size, sizin değerlerinize saygı gösterendir. Aptalca bile olsa hayallerinize eşlik edendir. Bloğunuzu okuyandır. 😋 Yaptığınız işi önemseyen, dinleyen, fikir sunandır, cesaret verendir, eşlik edendir.
Mutluluğunuzu anlamlandıran, üzüntünüzü anlayan, kırgınlıklarınıza hassas yaklaşandır.
Hep dip dibe olmanıza gerek yok, kalbini hissettirendir doğru.
Diyeceksiniz ki e benim yakın arkadaşlarım da yapıyor aynısını. Doğru yakın arkadaştır. 90 yaşında bile sizinle makara yapan, dertleşendir.
Ve siz ne yaparsanız yapın sizi şefkatiyle, sevgisiyle sarandır doğru.
Herkesin doğrusu, beklentileri farklı elbette. Burada gözden kaçmaması gereken konu sizin ne kadar doğru olduğunuz. Çok cimriyseniz ama hayatınızda cömert birini istiyorsanız tekrar düşünün derim. Bu kendin olmaktan vaz geçmek değil, istediğin şeye dönüşmektir.
İster vahşi olun, ister uysal. Sizin bir doğrunuz var. Onu bulmak için kendiniz olmaktan vaz geçmek zorunda değilsiniz çünkü o geldiğinde “doğru” olup olmadığını kendiniz gibi olduğunuzda anlayacaksınız.
“Sizi sizin gibiler sevsin.”

Bir yanıt yazın