
2016/ Barselona
Dün akşam hostele gelip çoraplarımı çıkardığımda karşılaştığım manzara korkunçtu. Tek ayağım kanlar içindeydi. Tırnağım kırılmış, hiç hissetmedim. Ayağımın üzerine bastıkça canımın acımasını yorgunluğuma verirken bir de fark ettim ki iki ayağımın da altları öbek öbek su toplamış. Hiç incelememişim günlerdir.
Tüm bunları görünce önce bi “Hiiiihhhh” kopardım, sonra da kahkaha atmaya başladım. Yok, manyak değilim, sadece güzel şeylerin nasıl da bi bedeli var değil mi? Nasıl da kolay değiller… Uğraş vermeden, fedakarlık yapmadan nasıl da olmuyorlar… Sen istiyorsun ki günlerce dere tepe düz gideyim ama ayaklarım sağlam kalsın. Yok öyle!
Ben bunları yolda düşünürken kafamı sola bi çevirdim, bir sürü yaşlı amca, teyze bi odada, caddeyi izliyorlar, televizyon seyrediyorlar, sohbet ediyorlar. Önce hastahane sandım, bakım eviymiş. Az daha ilerledim, bakım evine giriş kapısında bir pano, yılbaşı için düzenlenmiş. O amca ve teyzelerin gençlik fotoğrafları… Şık kadınlar ve fiyakalı erkekler.. Düğün fotoğrafları ve vesikalıklar. Zaten nah şuramda bekleyen gözyaşlarını tutamadım daha fazla, fotoğrafların karşısındaki banka çöktüm.
O sırada pencereden bi amcayla göz göze geldik, durdu, ağlayan bana baktı, yüzünü büzdü, sonra gülümsedi, el salladı, el salladım ve gitti. Ben ise hala banktayım ve bu satırları yazıyorum…
Sigara içiyor olsam yakardım bir tane.
Güzel şeyleri tüketmeyelim. Zahmetli olur ama zahmeti bile “Keşke”den güzeldir.

Bir yanıt yazın