
Dün gece Ankara’dan geldim. Gelirken yolu ne kadar çok sevdiğimi düşündüm bir kere daha.
Bugün ben yolculuğumun 27. yılına girdim. (Bakın burası biraz karışık, kimine göre 27’yi tamamladım, kimine göre ayak bastım. Her neyse since 1992 işte…)
Nasıl geçti seneler diye sorarsanız, şüphesiz sizinkinden farklı değildi. Belki biraz daha keyifli, belki biraz daha tatsız tuzsuz. Belki biraz daha şanslı, belki biraz daha şanssız.
Hayatlarımız çok sevilme ve ne yaparsan yap sevilememe arasında gidip geliyor. Sizi daha güzel yapan iyi insanlar ve size gerçekten de ne kadar güzel olduğunuzu hatırlatan birtakım insanlar ile geçiyor ömür.
Ben bugün bir kere daha sevgi çemberi ile sarıldım, şımartıldım, şaşırdım. Her sene karşılaştığım bu duruma da bir türlü alışamadım. Halbuki kötü şeyleri hatırlamak ne kolay, iyilikleri niye unutuyoruz?
Bir yaş daha almak eğer dolu dolu yaşıyorsanız üzmemeli sizi. Dolu yaşamaktan kastım ne kadar doldurduğunuz zihninizi, kalbinizi… Mavi gökyüzüne ne kadar uzattığınız başınızı… “Hepimiz bir bataklıkta yaşıyoruz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor.” (Oscar Wilde)
Yolculuğunuz sırasında insanlar gelirler ve giderler, neler aldınız onlardan? Olaylar olup biterken siz ne öğrendiniz?
Hayalleriniz bu yıl da gerçekleşmemiş olabilir, hayal kurmaktan vaz geçmediyseniz hala yaşlı sayılmazsınız.
İstedikleriniz olmadıysa belki de iyi ki olmamıştır, nereden bilebilirsiniz? Belki de girdiğiniz için kendinizi suçladığınız o yanlış yol, sizi daha kötüsünden korumuştur.
Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.
Bu yıl da “Şebnem” kalabildim.
Canım Şebnem.

Bir yanıt yazın