
Saat sabah 6.00
Havaalanına gitmek üzere yola çıktım. Bir müddet ıssız bir yoldan yürümek durumundaydım. Sırtımda çantam, hızlı adımlarla yürürken rüzgar yüzüme çarpıp beni gözyaşları içerisinde bırakıyordu. Aklıma çok eskilerden bir an geldi.
Portekiz’deki evimden trene kadar -tıpkı şu an yürüdüğüm yola benzer- bir yol vardı. Gece yarısı koşturarak defalarca yürüdüğüm o yolu hatırladım. Kendimi dünyanın en özgür insanı gibi hissediyordum ve daha fazlasını yapmak için telaşlıydım. Bir yandan kaçmak için kendime yaklaştığım duygularım vardı.
Şimdi kaçacak hiçbir şey kalmadı. Her duyguyu sindirmiş ve devleşmiş gibi hissediyorum kendimi. O zamanlar bir sırt çantasına sığacak kadar küçüktüm halbuki.
Şu ara geçmiş zamanlardan bazı anlar bir film karesi gibi içine çekiyor beni. O anki duygu yoğunluğu ile canlanıveriyor. İnsan beyni hep en kötüyü düşünmeye, en kötü anıları hatırlamaya meyilli. Neyse ki ben bu konuda kendimi bir hayli eğittim. Kötü anları ve duyguları fark edip, havada yakalayıp, tuz buz edebiliyor ve en iyisini düşünmek için kendimi zorluyorum.
Bazı insanlar her zaman kötü ihtimali düşünüp sonradan hayal kırıklığı yaşamak istemezler, ben ise iyinin iyiyi çektiğine inananlardanım.
İyi ve güzel anlarınızı düşündüğünüzde onları çoğaltıyorsunuz, tıpkı kötüleri düşündüğünüzde yaptığınız gibi. Kötü anılardan kaçmaktan bahsetmiyorum, hatta o anıları sindirene kadar gözünüzde tekrar tekrar canlandırmanız gerektiğini de savunuyorum. O anı olduğu gibi kabul edip, yüzleşip, sindirdikten sonra kabuğu kaldırıp kaldırıp derin izler bırakmasını engellemekten bahsediyorum. Çünkü inanın bana, bir kere kanatmaya başladınız mı daha fazlasını yapmak isteyecek beyniniz.
Başınıza gelen kötü şeyleri ihtiyaç duyduğunuz için yaşarsınız. İhtiyaç duyduğunuz için onu çağırırsınız. Çünkü cesur ruhunuz her şeyle nasıl da başa çıkabildiğini görmek ister, zayıf tarafını güçlendirmek ister. Tıpkı benim Napoli’de telefonsuzluktan korkup telefonumu çalan hırsızın elinden onu kurtarmam gibi. (şuraya bırakıyorum: http://www.sebnemaktan.com/napolide-telefonunu-hirsizin-elinden-alan-cilgin-turk-kadini/)
Güven probleminiz varsa aldatılırsınız, ta ki aldatmanın sizinle değil, karşınızdakinin korkuları ile ilgili olduğunu, dolayısıyla sizi aldatmayacak ve kandırmayacak birileri ile karşılaşma ihtimalinizin de yüksek olduğunu anlayana kadar. Sevgisizlikse sorununuz kendinizi sevmeyi öğrenene kadar sürer yolculuğunuz. Yalnızlıktan korkuyorsanız, üzgünüm, yalnız kalacaksınız ve bunda korkacak bir şey olmadığını, insanın en yakın arkadaşının kendisi olduğunu göreceksiniz.
Başınıza gelen kötü şeyin bir ceza olduğunu, bir karmanın içinde olduğunuzu düşünüyorsanız belki daha vicdanlı bir insan olmaya, hayattaki değerlerin sıralamasını baştan yapmaya ihtiyacınız vardır.
Saat 22.00
Liseden beri kullandığım parfümümü (Lancome Hypnos) değiştirme kararı aldım.
İnsanlar hep çok sevdiklerini söylediler, yıllar sonra karşılaşıp sarıldığımızda “Aynı kokuu! Bu çok güzel bir hissiyat” dediler. Tüm bunlar beni mutlu etti çünkü bazı şeylerin değişmesinden hiç hoşlanmıyorum. Arkadaşlarım bir parfüme fazla anlam yüklediğimi düşünüyorlar. Ben ise yıllardır kullandığım kokunun barındırdığı anıları seviyorum. İnsanların hatırladıkları “beni” seviyorum. Yoksa ben de insanların beni unutmasından mı korkuyorum? Ya da daha fenası değişmekten?
Yine de insanların benim hakkımdaki düşüncelerini ne kadar kontrol edebilirim? Birileri beni çok sevecek, birileri nefret edecek, çok büyük bir kısım için ise hiçbir anlam ifade etmeyeceğim. Sonunda insanlar nasıl hatırlamak isterlerse öyle hatırlayacaklar. Üstelik unutanlar için koku yeterli olmayacak hatırlatmaya.
Bazen küçük, bazen büyük adımlarla tüm korkularıma rağmen değiştim, değişiyorum. “Biraz değiştim, her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…” // Can Yücel
Düşüncelerim, fikirlerim, hayallerim, saçım, kokum… Birçok insanın hatırladığından fazla ve hatırlamak istemeyeceği kadar değiştim.
Saat 2.00
Günü sıcak yatağımda bitirirken içine girdiğim anıyı donduruyor, trene koşan kıza sımsıkı sarılıyor ve bir müjde veriyorum: “Daha fazlasını yaptın!”

Bir yanıt yazın